Sanatçı Röportajları: Hatiş

 Hatiş Röportaj

Artopol Galeri: Neden Artopol Galeri?

HATİŞ: Aslında ben galerilerle çalışan bir sanatçı değildim, çok uyuştuğumu düşünmüyorum çünkü. Tabi, öncesinde yer aldığım bazı projeler oldu. Artopol’e ve galerinin koleksiyonuna bakarken çağdaş, modern bir tarzın ve tavrın olduğunu gördüm. Bu nedenle beraber yol alabileceğimizi düşündüm. Farklılıklara açık bir galeri. Bu yüzden Pınar Türker Uygun’la iletişime geçtim. Pınar hanımla iletişime geçtim ve o da benim çalışmalarımı beğenince ilk uyumu yakalamış olduk. Sonrasında ben gelecekte yapmak istediklerimden bahsettim, diğer çalışmalarımdan bahsettim. Bu sohbetlerimiz sırasında yeniliklere destek verildiğini de görünce birlikte daha sağlam adımlar atacağımıza inandım. Çünkü seni her anlamda destekleyen bir galeri olması, sanatçıya güven veriyor.

AG: Artopol ‘ün önceliği ulaşılabilir sanat. Bir sanatçı olarak bunu nasıl değerlendiriyorsun?

HATİŞ: Ulaşılabilir olmak biz sanatçılar için umut verici bir platform. Hepimiz teknolojiyi ve sosyal medyayı kullanıyoruz. İzleyici bir şekilde sergiye veya herhangi bir sanat etkinliğine katılamayabilir. Online etkinlikler, bu bahaneleri kırıyor ve sanatı, izleyici neredeyse oraya kadar ulaştırıyor. Sanatı araştırmak, etkinlikleri veya sanatçıları takip etmek, bir noktada izleyicinin ilgisine kalmış bir durum. Böyle bir dönemde galeriler teknoloji sayesinde aslında yeni bir dönem yaratıyor. Özellikle tam şu anda kapalı bir kutunun içinde kaldık ama bir yandan da uluslararası kitlelere ulaşmaya da başladık. Belki de görünürlük kazanmada bir vesile oldu bu durum. Galeriler de bu kötü gidişatı fırsata çevirdi bizler için.

Bu süreçte, insanlar daha öncesinde ilgilenmedikleri şeylerle bile ilgilenmeye başladılar. Sanat dünyasının da yeni izleyicileri oluştu. Bu çok olumlu bir gidişat diye düşünüyorum.

AG: Sence burada şöyle bir tehlike söz edebilir miyiz? Bu dönemde her şeyi izledik, bitirdik. Sanata yeni yeni ilgi duyanlar için bu geçici bir heves olabilir mi? Şimdi de bunu tüketip geçecekler mi, yoksa bu izleyicilerden kalıcı sanatseverler çıkar mı?

HATİŞ: O noktada sanatçıya çok iş düşüyor. Fazla tüketiyoruz, hızlı tüketiyoruz. Sanatçı istikrarlı olabildiğinde sağlam adımlar atılabilir. Ama bunu, kendini tekrarlamaktan ayırmak gerekir. Hemen yap, sat olmamalı. Bu sanatçının yapması gereken bir şey, izleyicinin değil. İzleyicinin böylesi taleplerine yönelik çalışmak sanatı da sanatçıyı da tüketir. Yani bu da sanatçı da biten bir şey.

AG: Bu söylediklerin sanatta doğru ve kalıcı adımlar atılması gerektiği konusuna götürüyor bizi. Sen bir sanatçı olarak bu konuyu nasıl ele alıyorsun?

HATİŞ: Sanatta uzun vadeli ve doğru adımlar için sanatçıyla galerinin de uyuşması gerekir. Anı kurtarmaya yönelmemeli her iki taraf da, daha geniş düşünülmeli. Fiyat politikaları önemli, koleksiyonerin ve izleyicinin tutumu önemli, hepsi bir etken aslında. Ben izleyiciye veya bir koleksiyonere göre tarzımı ve tavrımı değiştirmem; Kastettiğim istikrar da bu aslında. Bu sayede sanatçı hem kendisini hem de sanatını kabul ettirir ve kalıcı da olur.

AG: Sanat eserlerinin online satışı hakkında ne düşünüyorsun?

HATİŞ: Ben yeniliğe açık bir sanatçıyım. Online olabilmek ulaşılabilirliği kolaylaştırmaktadır bence. Teknolojiyi olumlu anlamda kullanmayı destekliyorum. Bir bakıma, sanatı takip edememe bahanesini de ortadan kaldırıyor. Sonuçta sanat piyasasını ileriye taşımak, çağı yakalamak içi yenilikler şart. Eseri korumak ve güvenilirlik için de tercih edilmesi gereken bir yöntem.

 Hatiş Online Sanat Galerini Neden Tercih Ediyor

AG: Hatiş, biraz da eserlerinden bahsedelim. Bize eserlerini anlatır mısın?

HATİŞ: Biz akademik bir eğitim aldık ki bu, temelimizi sağlam kurmamızı sağlıyor. Yeteneğimizi ve yaratıcılığımızı güçlendiriyor. Aldığımız eğitime göre, belli bir kalıba bağlı kalmak, klasik sanat anlayışını devam ettirmek gerekiyor. Ben de işte bu kalıplara sığan bir sanatçı olmak istemiyorum. Teknik bilgilerimi kullanabilirim ama bu düşüncelerimi sınırlamak istemem. Başka sanat dallarıyla da ilgilenmem gerektiğini düşünüyorum hatta. Bir şeyler hayal ediyorum, bir şeyler yaratıyorum kafamda ve bunları da hayata geçirmek istiyordum. Bu yaklaşımım eleştirilmişti, kullandığım renkler bile farklı gelmişti. Farklı objeler, renkli kimliklere sahip olan figürler, ikonlar, mesajı olan şeyler kullandım. Ama benim şansım çalıştığım atölyeydi. Bu kadar renk kullanmamda atölyedeki hocalarımın çok etkisi var. Renk kullanımımı destekleyen bir atölyede çalışmak beni mutlu etti.

AG: Eserlerinin çıkış noktası renk diyebilir miyiz?

HATİŞ: Evet, renkleri kullanmayı seviyorum. Renkleri en iyi temsil eden şeylerden biri de balonlardır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesinde öğrenciyken kendimi balonların arasında resmetmiştim ve hocalarım çok beğenmişti. Bir yerden görüp görmediğimi sorduklarında "Balonların benim renkli dünyamı yansıttığına inanıyorum, beni temsil ettiklerini düşünüyorum.” dedim. Yani öğrencilik dönemimde ortaya çıktı balonlar ve atölye hocam da beni destekledi ve hatta bunun üzerine araştırmalar yapmamı istediler. Yani, bilinçli bir şekilde ele almam gerektiğini belirtti.

Bunun üzerine ben de renkli etkinlikleri, etkinliklerden fotoğraf ve figürleri araştırdım. Renk kullanan sanat akımlarının üzerine gittim. Aldığım ilhamlar doğrultusunda, balonlarla ve renklerle örtüşecek figürler aradım çünkü kompozisyonumu oluştururken tezatlık yaratmak istemedim. Figür çizmeyi çok seviyordum. O yüzden renkli, yaratıcı kişileri çalıştım. Ama onların psikolojilerine girmedim, onları da birer obje gibi ele aldım.

Yüksek lisans tezimde, ‘Modern dönemin renk tayfını’ inceledim. Her rengin hem fiziksel hem de psikolojik bir anlamı var. Ressamlar da renkleri belli bir amaçla tercih edebiliyorlar. Sanat tarihine bakıldığında renkleri, her sanat dalıyla kullanan pop-art akımıdır ve renklerin kullanımı günümüze kadar geliyor. Bunun birçok örneği var, tezimde hepsinden bahsettim. Pek çok şeyi de renklerle ifade ediyoruz. Teknolojiyle de renk birleştiriliyor. Yani renkler her yerde.

AG: Renk konusunun tehlikeli bir yanı olduğunu düşünüyor musun? Canlı ve çarpıcı renkler kullanıyorsun ve bu da izleyiciyi çok kolay yakalayabilir. Renkle kurulabilecek böylesi bir etkileşimde izleyicinin asıl anlatmak istediğini kaçırdığı oluyor mu?

HATİŞ: Hiç öyle bir şey yaşamadım o yüzden hiç bu yönde bir kaygım olmadı. En azından bana yansıyan bir şey olmadı. Fakat, renklerin psikolojisi çok sorgulanmaya başlandı. Hiç düşünmediğim mesajlar yüklenmeye çalışıldığı oldu. Bir mesaj vermekten ya da psikolojiye dokunmaya çekindiğimden değil. Benim eserlerim bu yönde eserler değiller, benim dünyam da bu değil zaten.

AG: Renklerin dışında, yani bir bütün olarak resimlerini farklı yorumlayan oluyor mu? Bambaşka bir yorumla karşılaştığında ne hissediyorsun?

HATİŞ: Benim hoşuma gidiyor. Demek ki kendilerinden bir şey buluyorlar; onlar için bir şey ifade ediyor resimlerim. İzleyicinin hem görsel hafızasına hem de kalbine dokunduğumu düşünüyorum ve bu çok hoşuma gidiyor. Örneğin bana soruyorlar, ne anlattığımı öğrenmek istiyorlar. Önce onların ne düşündüğünü bilmek istiyorum. Ben anlatmaya başlıyorum hikayemi ama bu hikayeye izleyicinin de kendilerinden bir şeyler katmaları çok hoşuma gidiyor.

AG: Eserini hiç anlamadığını düşündüğün biri almak istese ne yaparsın? Engeller misin? Senin için sanatçı-koleksiyoner ilişkisi önemli midir?

HATİŞ: Böyle bir şey olsa üzülürüm ama engeller miyim, bilmiyorum. Biraz da sürecin nasıl olduğuna bağlı. Örneğin, benim eserimi sanat dışı bir mal olarak görüp, sanatsal yönünü tamamen göz ardı ediyorsa engellerim. Tabi burada kastettiğim yatırım amacıyla alınması değil. Orada da sanatsal bir yaklaşım var sonuçta. Sanat piyasası için bu da önemli.

Bir de, bence koleksiyonerle sanatçının etkileşimi güzel bir şey. Benim eserlerimi alan sanat severle bir araya gelmeyi çok isterim. Ben eserlerimin nerde yer aldığını görmek isterim.Sürekli takibini yapmak söz konusu değil tabi ki de bir sanatçı için. İzleyici sanatçısıyla o an etkileşimde olamasa bile, daha sonrasında, ( özellikle önemli koleksiyonerlerle) ‘sanatımızın’ vesilesiyle bir araya gelmek, çok keyif verici olur diye düşünüyorum.

AG: Tarzını nasıl tanımlıyorsun?

HATİŞ: Mutlaka bir akımdan bahsetmem gerekirse pop-sürreal bir tarzım var. Akımlar arasında geziniyorum yani. Empresyonist sanatçıların fikirlerinden de besleniyorum. Renkler ve kullandığım ikon objeler pop-art’a yakın ama bir yandan da sürreal bir tarafı var çalışmalarımın. Çünkü olmayan bir olgu yaratıyorum. Bu neden pop-sürreal olarak tanımlıyorum.

AG: Tarzını nasıl buldun peki?

HATİŞ: Tarzımı net olarak oluşturma sürecindeyken (yani bu öğrencilik dönemlerime denk geliyor)resimlerimdeki mekanlar hep dış mekandaydı. Kullandığım objeler açık alanlardaydı. Bir dönem sahne/dekor yaptım ve bu benim sanatımı etkiledi. Bu defa kullandığım objeler iç mekana geçmeye başladı. Dekorda kullandığım malzemeler, sahne/dekorda kurduğum hayal dünyası resimlerimi etkiledi. Zaten bir estetik kaygım oldu hep. Bu yaklaşımım resimlerime daha çok yansıdı. Kullandığım ışık da değişti. Gün ışığından sahne ışıklarına döndüm. Doğal ışık yerine spot ışıkları yani…

 Sanatçımız Hatiş ile Sanatın Yönleri Hakkında

AG: Malzeme ve eser arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsun? Hatiş’in sanatına baktığımızda, geleneksel malzemeler dışında neler görmeyi beklemeliyiz?

HATİŞ: Her ne kadar klasik bir eğitim almış olsam da, yağlıboya, fırça gibi geleneksel malzemeler kullanıyor olsam da çağdaş eserler üretiyorum aslında. İşlediğim konular, kullandığım objeler çağımızı yakalıyor. Bu noktada gelenekten ayrılıyorum. Ama sahne/dekor tasarımları yaparken teknolojiyle yakınlaştım ve yağlıboya resim yaparken teknolojik bir tavır geliştirmeye başladım. Tasarımlarımı tablette çizmeye başladım. Aslında bu yola ilk olarak ‘ zaten resim bölümü mezunuyum, güzel sanatların temelini oluşturan bir bölümden mezun olmuşum ve yeteneğimi resim sanatı dışında da geniş kapsamlı geliştirebilirim. Diğer sanat dallarına ilgim var, takip ediyorum, hayata geçirmek istediğim fikirler var ve her yapacağım şeyi de severek yaparım’ diyerek adım attım. Bu da beni farklı dallarla, farklı bakış açılarıyla, sanatın farklı tarihiyle ve her dalın kullandığı farklı malzemelerle tanıştırdı.

Ben bir sanatçıyım ve yaptığım diğer işleri de sahipleniyorum. Resimlerim tasarımlarımdan, tasarımlarım da resimlerimden etkileniyor ve olumlu anlamda evriliyorlar.

Örneğin; Resimlerimle beraber kullandığım çerçeveleri de kompozisyona dahil ediyorum. 3 boyutlu bir malzeme sonuçta, tasarımlarımda kullandığım bir materyal… Kompoze ederken biri diğerini öldürmemeli, dengeli olmak önemli. Çerçeveleri de resme göre ben seçiyorum, onları boyuyorum, resimlerime dahil ediyorum. Beraber etkileşime geçiyorlar. Belki de tasarım gözümün duyduğu ihtiyaçtır bu. Resim sanatımda teknolojik bir malzeme henüz kullanmasam da, teknolojik sanatta resimlerimi uygulamaktayım.

Sorunuzun özetine gelecek olursam, açık fikirli olmayı, gerekli alanlarda teknolojik ürünler kullanmayı seviyorum. Sanat olduğu sürece ben her malzeme ile her şekilde üretmeye devam edebilirim.

AG: Yani çerçeveler de senin imzanı taşıyor.

HATİŞ: Evet, resmimi tamamlıyorlar. Ama, "Ben çok farklı olacağım!” diye çıkmıyorum yola. Kendi dünyamı biliyorum. Öğrenciliğimden beri resimlerimde hiçbir kopukluk yoktur. Serilerimin hepsi sırayla devam etmiştir, hepsinin altı doludur. Hepsinin sıralı bir hikayesi vardır. Bu nedenle farklılıklar da bu doluluğu taşıyor.

AG: Dijital çalışmaların olduğundan da bahsettin. Onlar sahne/dekorla sınırlı mı kaldı yoksa sanatının bir parçası mı?

HATİŞ: Dekorla başladım dijitale, evet. Fakat kendi resimlerimi dijitalde de görmek istedim. Kafamda yarattığım bir dünya var, fikirler var. Bunları dijitale uygulamak istedim çünkü teknolojiyi kullanmayı da seviyorum.

AG: Dijital sanat mı daha özgür yoksa tuval üzerinde çalışmak mı? Böyle bir kıyaslama yapabilir miyiz?

HATİŞ: Bence ikisi de aynı. Ben böyle bir kıyaslama yapamam. Her şey evriliyor, tuval bile evriliyor. O yüzden sanatçıya bağlı bu. Neyi nasıl kullanmak istenildiğine bağlı. Benim dijitali kullanmam da bir anda olmadı, o da zamanla gelişti. O da evrildi. Teknolojiyi kullanmamın bir geçmişi var. Ama dijitalin şöyle bir avantajı var, daha hızlı ilerliyorum. Sonuçta tuvale resim yaptığımda, boyaların bir kurama süreci var ve beklemek zorundayım.

AG: Tıpkı sahne/dekor geçmişinde yaşadığında gibi, dijitali kullanmanın sanatına etkisi oldu mu? Tuvalini etkiledi mi?

HATİŞ: Tabi, etkiledi. En basitinden şöyle anlatabilirim. Ben farklı alanlarda çalışmayı seviyorum ve çalıştığım her iki alanda da ellerimi, tekniğimi kullanıyorum. Böylece pratiğimi hep korumuş oluyorum. Bu bile bir etkidir aslında. Gözüm de açılıyor, fikir geliştiriyorum ve aydınlanıyorum.

AG: Çalışma sürecin nasıl başlıyor? Örneğin obje tercihinde değişiklik olduğunu söyledin. Süreci başlatanlar da onlar mı oluyor?

HATİŞ: Bir objeden de enerji alabiliyorum, onu gözümde deforme ederek de başlayabiliyorum. Renkler de başlangıç noktası olabiliyor. Bir renk dikkatimi çekiyor ve onu kullanmak istiyorum, kompozisyonumu bu renk üzerine kurgulamak istiyorum. Bir malzeme de etkileyebilir. Bu konuda da tek yönlü değilim. Bir kez düşünmeye başladığımda resimler peş peşe beliriyor kafamda. "Şu resimden sonra bu gelse, ondan sonra da şu gelir.” diye kaptırıyorum kendimi ve o seri bende bitiyor. ‘Benim her bir objem bir diğer objemi, her bir serim bir diğer serimi doğuruyor’ ve benim sanatımda bu etkileşimin büyük yeri var.

AG: Sanatının temelini tarif ediyorsun aslında sen şu anda.

HATİŞ: Evet, gerçekten öyle.

AG: Böyle net bir tarif verebilmen bence senin "sanatçı” kimliğinin oturduğunu da gösterir. Sen kendini ne zaman sanatçı olarak görmeye başladın? Ya da üreten, yaratan biri ne zaman sanatçı olur?

HATİŞ: Bu sanatçıdan sanatçıya değişir. Benim açımdansa, bir şey üzerime yapıştığı anda hissettim. Bir şeyle anılmaya başladığımda hissettim. Örneğin balonlar… "Balonları Hatiş yapar!” denildiğinde… beğenilmeye ve izleyicide eserlere sahip olma isteği gördüğümde hissettim. Beğeni çok önemlidir benim için. Böylesi bir tanınırlığı da istikrar sağlıyor.

AG: Peki değişime nasıl bakıyorsun? Günün birinde bambaşka bir seriyle gelebilir misin? Obje ve figür ağırlıklı çalışan bir sanatçı olarak soyut eserler üreteceğin bir gün gelir mi sence?

HATİŞ: Şu an için soyut sanatı hiç düşünemiyorum ama değişim mutlaka oluyor. Örneğin benim küçük tatlı balonlarım helyum balonlara döndü. Balonları bırakmadım ama onları dönüştürdüm. Balonları giydim ve şimdi kıyafetimin üzerine yeni aksesuarlar ekliyorum. Çerçeve de bu anlamda değişimin bir parçası. Resme bir nesne dahil oldu. Benim sanatımda istikrar var, hikaye var ve hikayelerimin hepsi birbiriyle bağlantılı. Değişime açığım evet ama her şey sırayla, değişim de sırayla. Günün birinde soyuta da dönebilir belki.

AG: Sanatı nasıl tanımlarsın? Senin için sanat nedir?

HATİŞ: Sanat kavramının da sanatçıdan sanatçıya değiştiğini düşünüyorum. Sanatı yaratan sanatçı olduğu için önce sanatçının ne olduğunu tanımlamak gerekir bence. Yaşadığı çağın bir tanığı, bir gözlemleyicisidir, sanatçı. Kendi çağında iz bırakmak isteyen, gözlemlediği dünyayı ve yaratmak istediği olguyu, zeka, yaratıcılık ve yetenekle buluşturarak üreten kişidir. Sanat da bu birleşimle ortaya çıkan iştir. Bu iş bir yağlı boya da olabilir bir düşünce sanatı da olabilir.

AG: Sanatı malzeme ve el becerisi tekelinden çıkarıyorsun.

HATİŞ: Evet. Biri çıkıp dese ki "Ben çok iyi bir desen sanatçısıyım.”, bakarım yaptığı işe ve söylediğiyle ortaya koyduğu eser örtüşüyor mu? Uyuşuyorsa, tamamdır. Yoksa bende, soru işaretleri olur. Sanatı ve sanatçıyı manifestosuna göre değerlendiriyorum yani. Çünkü sanat çok çeşitli ve ona tek bir pencereden bakamayız. Hepsini kendi özelinde değerlendirmeliyiz.

AG: Bu tanımın seninle çok uyuşuyor. Sen de sadece resim yapan biri olmadığından için sanatı geniş bir yelpazede ele alabiliyorsun.

HATİŞ: Tabi. Farklı şeyler üretiyorum. Resim, sahne tasarımı, dijital sanat… Moda sanatına da ilgim var, takip ediyorum ve oradan da besleniyorum.

AG: Peki bu dolu dolu dünyanda yaratıcılığını nasıl besliyorsun? Hiç tıkandığın oluyor mu? Örneğin pandemi bu anlamda nasıl bir süreçti?

HATİŞ: Sevdiğim sanatçıları inceliyorum, güncel sanata göz atıyorum. Burada da yine sadece resim sanatıyla sınırlı kalmıyorum. Beni etkileyen, farklı düşüncelere iten şeyleri araştırıyorum. Hemen her şey dahil bu söylediğime. Örneğin Moda burada devreye giriyor, sahne/dekor da öyle. Eserlerin arkasında yatan hikayelere bakıyorum. Bütün bunlar bana yeni fikirler uyandırıyor. Ama "Ben bunu yapayım.” diye değil. Kendi tarzıma uyguluyorum, ondan bir süreklilik yaratmaya çalışıyorum. Son zamanlarda kullanmaya başladığım dekoratif fonlar bu şekilde ortaya çıktı. Uzun zamandır Jeff Koons’un balonlarını takip ediyordum ve Almanya’da görme fırsatım da oldu. İkon olmuş bir balon tarzıma tam oturuyor. Koons’a ithafen başlıyorum bu işlere. Diğer bütün sanat dallarındaki yenilikler beni de etkiliyor. Yeni olan ikonları, tasarımları, bir makyaj sanatını, modayı vs. kullanmak istiyorum.

AG: Senin eserlerinde ikonik objelerin ve eserlerin yeniden üretimini görüyoruz. Duchamp’ın pisuvarı gibi… Onu da kullandın sen. Sanatın bu yönünü senden dinlemek güzel olur.

HATİŞ: İkonik nesneleri kullanmayı kopyalamaktan ayırmak gerekir. Ben bunları kullanırken etkilendiğimi belli ediyorum ve o nesnenin sanatçısına ithaf ediyorum resmimi. Pisuvar da öyle… Ducahmp’ın manifestosu o kadar etkileyici ki benim için, pisuvarı altın olarak gördüm ve altın olarak yaptım. Ama kompozisyonu, kendi balonlarım ve donut’larımla oluşturdum. Resimlerimi isimlendirirken de ilhamımı dile getiriyorum.

AG: Tıpkı Dali’nin Çekmeceli Venüs’ü gibi…

HATİŞ: Evet evet. Benim yarattığım, o ikonik obje etrafındaki dünya. Bu dünyanın içine etkilendiğim nesneyi yerleştiriyorum.

AG: Bu dünyadan çıkan resimlerinin arasında hiç içine sinmeyen, pişman olduğun bir eserin oldu mu?

HATİŞ: Hiç pişmanlığım yok ama daha bilinçli olsaydım da yapabilseydim dediğim şeyler var. Bana göre pişmanlık biraz bilinçli yapılan bir şey, belki de o yüzden yok. Öğrencilik dönemimi daha verimli geçirmek isterdim ama. Şu anda farklı sanat alanlarında da çalışma yaptığım için, öğrenciyken farklı alanlardan da dersler alsaydım diyorum. Seçmeli derslerimi bile resim bölümünden tercih etmiştim ama Mimar Sinan Üniversitesi’nde okumuş biri olarak okulun farklı alanlarından dersler almak isterdim.

AG: Çağdaş sanatçılardan sevdiğin, takip ettiğin isimler var mı?

HATİŞ: Justyna Kisielewicz, Kaliforniya’lı genç bir ressam, onun çalışmalarını seviyorum. Ama geçmiştekilerden başta Andy Warhol, Roy Lichtenstein ve Tom Wesselmann’ın sanatını çok beğeniyorum. Manet’in de fikirlerini, sanattaki duruşunu örnek alıyorum. O dönemin kuralları yıkan, kalıplara sığmayan tarafından çok etkilenmiştim. Ben de kalıplara uymak istemiyorum. Öğrencilik dönemimden beri de bu tavrımı sürdürüyorum.

AG: Hatiş, çok güzel bir sohbet oldu. Teşekkür ederim.

HATİŞ: Benim için de öyle… Ben teşekkür ederim.

 

Röportaj: Zeynep Dikmen