Sanatçı Röportajları: Ceylan Dökmen

 Ceylan Dökmen

Artopol Galeri: Neden Artopol?

Ceylan Dökmen: Artopol yenilikçi bir galeri. Farklı üsluplara yer açması, cesur ve gelişme yanlısı olduklarını görüyorum. Dürüst, çalışkan ve samimi bir ekip var. Karşılıklı sıcak bir iletişim akıyor.

AG: Sanatta ulaşılabilirlik sizin için ne ifade ediyor? Özellikle de internet ortamıyla bağlantısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CD: Ulaşılabilirliği önemsiyorum ki zaten benim tavrımda da bu var. Çünkü insan ilişkilerine önem veren biriyim. Bu benim sanatıma da yansıyor. Bir anda tepeden bakmak yerine daha fazla insana ulaşma, sanatı insanların hayatına dahil etmek istiyorsak ulaşılabilir olmamız gerekir. Böylesine çılgın sanal bir dünya varken bunu sanatla bağdaştırıp sanatla var olabiliriz.

Sonuçta bir üretimi göstermek istiyoruz, emekle var olmayı göstermek istiyoruz. Bu aslında sanal ortamın karşıtı bir şey belki ama bu dolu alt yapıyla var oluyoruz ve bunu sanal ortama taşıyabiliriz. Çok çabuk tükenen bir dünya ve belki onun hızına yetişmemiz gerekiyor ama emeği ve sevgiyi dahil ederek yapmalıyız. Yani ulaşılabilirliği doğru kullanmak, ulaşılabilirlik kadar önemli.

AG: Teknoloji ve sanat arasında nasıl bir bağ vardır sizce?

CD: Teknolojiye karşı değilim ama ulaşılabilirlikte olduğu gibi bunda da bir sınır olmalı. İşlerimde teknolojiden destek aldığım noktalar var. Bilgisayar programlarımda çizim yapmaya başladım ama sonrasında yine, el dokunuşlarım girmeli gibi geliyor.

AG: Koleksiyoner-sanatçı ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

CD: İşlerim hakkında geri dönüşler almayı isterdim aslında. Beğenilmenin ötesinde, nasıl bir duygunun geçtiğini görmek isterim. Yakın çevremden bu dönüşlerimi alıyorum ama beni hiç tanımayan ve işimi beğenip almış birinin düşüncelerini duymak hoş olurdu. Bu anlamda koleksiyonerle iletişim kurmak önem kazanıyor.

AG: Eserlerinize dair farklı yorumlarla karşılaştığınızda ne yaparsınız?

CD: Farklı yorumlar hoşuma gidiyor. Başka insanların başka şeyler görmesinden memnun olurum. Her sanat alanında yaşanabilen bir durum bu. Ben yapıyorum ama didaktik bir dilim yok. İzleyici mutlaka öyle anlayacak diye bir şey yok. O yüzden ayrı yorum hoşuma gider. Esas ilgi bu gibi geliyor bana.

 Sanat Eseri Malzeme Tercihleri

AG: Malzeme olarak metali tercih ediyorsunuz. Bu malzemeyle iletişiminiz nasıl başladı?

CD: Malzemeyi metale dönüştürmem okulda başladı. Okulda ilk sene hepimiz modlaj-çamur yapıyoruz sonra atölye seçiyoruz. Ben ahşapla başladım. Heykeltıraşlar kesin olmasa da ikiye ayrılır: yontucular, bütünden parçaya gidenler ve ekleyiciler, parçadan bütüne gidenler. Ben ekleyici olduğumu anladım. Ahşaptan kuş yuvaları yapmaya başladım, örüyordum onları. Sonra hocam bana metalin daha uygun olduğunu söyledi ve haklıydı da. Gerçekten eklemeyi seviyorum, çizgileri seviyorum. Kütle kütle doluluk kullanamıyorum, boşluğu seviyorum. Metal de buna çok uyuyor. Hem güçlü hem de esnek de bir yandan. Yani yapısını da seviyorum.

Bir keresinde bir bina görmüştüm, etrafında metal iskeleler vardı ve bu görüntü bana çok estetik gelmişti. Ekleyerek inşa etme fikri içimde var yani. Babamın da etkisi var bence. Mimarlık okumuş, bitirmemiş ama mimariye dair konularla büyüdüm. Eminim bunun da etkisi vardır. Hatta, benim soyadım Dökmen çünkü dedem demir döküyormuş. Fark ettim ki kanımda var.

AG: Peki, malzemenin konuyla etkileşimi nedir? Malzeme mi konudan türüyor, yoksa konu mu malzemeden türüyor?

CD: İkisi de denebilir aslında. Konuya göre malzeme seçimim vardı gerçekten. Fakat sonrasında o malzemeyi sahiplenince, örneğin metal, bütün fikirlerimi metalle vermeye çalışmaya döndü. Fikirler değişiyor ama tabi tutarlı bir değişim bu. Örneğin kentleri anlatmayı çok seviyorum ama dönem dönem içine figürler giriyor. Kendimle uğraştığım zaman içine kadınlar girdi; dünyaya açıldıkça kentler ön plana çıktı. Ama hepsinde "Daha iyi bir dünya” teması var. Hepsi ütopyayla besleniyor.

AG: Zor bir malzeme midir metal?

CD: Sert bir malzemedir ama ben zevk alıyorum. Okulda da ilk başladığımda çok ciddi haz almıştım. Ateşle uğraşmak, demiri dövmek… Zor bir şey başarmanın verdiği haz da var, gerçi onu kolaylaştırmayı da öğreniyorsun. Yine de uğraşmaktan keyif aldığım bir zorluk var. Heykeltıraşların genel olarak malzemeyle cebelleşme hazzı var sanırım.

AG: Resimde üç boyutluluk yanılgısı, illüzyonu yaratılırken; heykelde gerçekten üç boyutlu, kendi kütlesi olan bir cisim ortaya çıkıyor. Belki de budur size haz veren.

CD: Evet, tabi. Zaten hocamız da, yaptıklarımızın uzayda bir yer edineceğini söylerdi. Heykeli seçmem de o yüzden oldu. Üç boyut işini seviyorum. Onun öncesinde mimarlığı biraz düşündüm, yine üç boyutlu bir şey.

AG: Biraz da eserlerinizi dinleyelim.

CD: Okul zamanına uzanıyor aslında eserlerimin hikayeleri. Evlere duyduğum ilgiyle başladı, hatta kuş yuvaları buna giriyor. Yani bir yuva kavramı var. Dönem dönem değişiyor bu kavram. Örneğin bir dönem evden kaçışlar var. Sonra ütopik kentlere yönelmeye başladım. Italo Calvino’nun "Görünmez Kentler”i ve Ursula Le Guin çok etkiledi beni. Fantastik dünyalar… Bir yandan sanki bu dünyada açmazlarımız var, hepimiz bunu görüyoruz ama değiştiremiyoruz. Bari kendi dünyamda, heykellerimde değiştireyim istedim. Bunlar benim kentlerim olsun dedim. Yani bir mesaj kaygım var.

Altın renklilerde, örneğin, Ursula’nın "Omelas’ı Bırakıp Gidenler” öyküsünün etkisi var. Orada çok güzel bir dünya tasvir edilir. Herkes çok mutlu ve huzurludur ama şehirde bir hapis tutulan küçük bir çocuk var. Omelas şehrinin huzuru ve coşkusu bu çocuğun tutsaklığına bağlı. Belki de acıya karışan bir coşku. Fakat buna dayanamayıp Omelas’ı bırakıp gidenler oluyor. Altın rengi de Omelas’la bağdaşıyor. Güzel kentler yaratıyorum ama altta dertleri de olan kentler bunlar.

AG: Sizin eserlerine baktığımda ve arka planda yatan fikri öğrendiğimde şunu düşünüyorum; çirkin ya da kötü bir şeyi mutlaka estetik kaygıyı göz ardı ederek vermek zorunda değiliz. Güzeli göstererek de kötü olanı ortaya çıkabiliriz.

CD: Tam da bunu vermek istiyorum zaten. Estetik kaygıyı önemserim. İnsan ilişkilerinde de bu var. Kibarlığı, naifliği, insanlara bu şekilde ulaşmayı seven biriyim ve bence bu işlerime de yansıyor. Başka türlüsünü yapamıyorum. Bundan da mutluyum. Eğer insanlara güzellikler akıyorsa ama bir şeyler de düşündürüyorsa başarmış oluyorum.

 Estetik Kaygı

AG: Çalışma süreciniz başlıyor?

CD: Bu süreç bizim hayatımızın bir parçası. Her an bir şeyler yapıyor oluyorum aslında. Fikirler her zaman uçuşuyor ama fikirlerle beraber bazen bir baktığımdan, gördüğümden de etkilenebiliyorum. Bir düşünce kafanda olgunlaşır ama kafanın rahat olduğu bir an, gördüğünle buluşur ve ortaya çıkar. Benim ilhamım daha çok böyle oluşuyor. Her an her şeyden gelebilir. Oğlumla oynadığım bir andan, okuduğum bir kitaptan gelebilir.

AG: Renklerle ilişkiniz nasıl?

CD: Farklı renklere boyuyorum heykellerimi ama akademik eğitim alıyor olmanın hem güzelliği hem de bazı sınırlamaları vardı aslında. Öncesinde bu kadar renklendirmiyordum, malzemenin kendi tonunu kullanıyordum. Renkler yeni yeni girmeye başladı ama aşırı boyamadan biraz kaçınıyorum hala. Belki değişebilir. Dekoratife dönüşmesinden kaçınmaya çalışıyorum. Yine de belli bir çizgi oturttuktan sonra denenebilir. Akademik eğitimin katılığını kırmamız gerekiyor belki de. Kendi yolumuzu bulmak kolay olmayabiliyor.

Renkleri, anlatmak istediklerimle de bağdaştırıyorum. Altın renkte olduğu gibi… Omelas’ın şaşasıyla bağdaştırmak istedim. Bir başka işimde turkuaz kullanmıştım, umudu ve yeniliği anlatmak için. Bazen fikirden bazen de duygudan yola çıkarak seçiyorum renkleri. Kırmızıyı, öyle hissettiğim için tercih etmiştim.

AG: Eski çalışmalarınızla güncel olanlar arasında ne gibi farklar var?

CD: Ne yapacağımı daha iyi biliyor olmak bir fark. Tabi figürlerin girdiği evreler oluyor. Bir dönem kütlesel bir dilim vardı ama şimdi daha çok çizgisel ilerliyorum. Son dönemde bu dili devam ettirmek istiyorum çünkü bir tarz oluşturup sürdürmek, bir devamlılık sağlamak, bir imza yaratmak istiyoruz. Son dönemlerde buna doğru gidiyorum gibi hissediyorum. O yüzden eski işlerimle belki en önemli fark, bu tutarlılığı yakalamış olmak.

AG: Pişman olduğunuz çalışmalarınız var mıdır?

CD: Var, kendimi katı eleştirdiğim de oluyor çünkü. Bu, kendimizi geliştirmemizi sağlıyor. Ama o kadar da katı olmamak lazım. Yine de geride bırakmak istediğim bazı çalışmalarım var.

AG: Çalışmalarınızın tamamlandığı noktayı nasıl yakalıyorsunuz?

CD: Proje olarak çalışıyorum zaten. Fikir var önce. Sonra desen çıkıyor, orada şekilleniyor. Sonrasında üç boyuta dökme aşamasında tamamlanıyor. Ama akışa da izin veriyorum. Çalışırken ortaya çıkan yenilikleri de ekleyebiliyorum. Ama dediğim gibi, daha proje gibi ürettiğimiz için zaten belirli bir şeyi ilerletiyorum. Oldu yeter dediğim noktalar oluyor, eksik ya da fazla gelen de oluyor ve bunlar yeni bir fikri de doğurabiliyor. Başka bir işte vermeye çalışıyoruz. Yani sonsuz bir değişken var.

AG: Çalışırken tıkandığınız oluyor mu? Bu gibi durumlarda ne yaparsınız?

CD: Biraz uzaklaşıyorum. Eskiden kendimi yerdim, neden böyle oluyor diye. Şimdi ise kabul ediyorum böyle dönemleri. Kendimi rahat bırakmam gerektiğini fark ediyorum. Kaygılarımı kabullenip, onlardan bir şeyler öğrenmem gerektiğini anladım. Kaygılarımdan da beslenmeye başladım. Boşluğa bırakmam gerektiğini anladım.

AG: Sanatınızda değişim yaşanır mı sizce? Böyle bir öngörünüz ya da planınız var mı?

CD: Zaten annelikle beraber bir değişim yaşadım ve kaygılarım azalmaya başladı. Bu yüzden işlerim daha olumluyu sunmaya dönebilir gibi geliyor. İyi bir şey sunmaya, mutlu etmeye daha çok kayıyor sanki.

AG: Sanatı nasıl tanımlarsınız?

CD: Bir dil, bir paylaşımdır. Bir var oluş biçimidir. Benim özelimde ise, bir kaçış alanı aynı zamanda. İnsanı insan yapan özelliklerden biri. Bizi temizleyen, düşündüren, dinlendiren bir şey. Hayatın bir parçası.

AG: Takip ettiğiniz sanatçılar var mıdır?

CD: Tabi var ve dönem dönem de değişebiliyor. Eskilerden İlhan Koman’ı çok beğenirim. Seçkin Pirim, Yaşam Şaşmazer ve Yücel Kale’yi beğeniyorum. Calder’i de çok beğenirim ve Diana Al-Hadid’i de başarılı buluyorum.

AG: Çok teşekkür ederiz.

CD: Ben teşekkür ederim.

Röportaj: Zeynep Dikmen